Arap basınında geçen hafta: ‘Esad Erdoğan’ın kazanmasından yana mı?’

14 Mayıs’ta gerçekleştirilen seçimler ve cumhurbaşkanlığı yarışının ikinci tura kalması Arap dünyasında geniş yankı buldu. Seçim kampanyalarının başlamasından bu yana gelişmeleri dikkatlice izleyen Arap medyasında daha önce Erdoğan’ın kazanmasının oldukça zor olduğuna dair yorumlar ön plana çıkıyordu.

Suriyeli mültecilerin özellikle de muhalefetin kampanyasında iktidara karşı önemli bir koz olacağı uzun süredir Arap gazetelerinde dillendiriliyordu. Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ikinci tura giderken sığınmacı meselesiyle ilgili daha sert bir söyleme başvurması da birçok gazetenin gündemindeydi.

Geçtiğimiz hafta 14 Mayıs’ta sandıktan çıkan sonuç ve 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tura dair Arap gazetelerinde çıkan bazı yorumlar şu şekilde:

‘ESAD ERDOĞAN’IN KAZANMASINDAN YANA MI?’

Ortadoğu’daki siyasi paradokslara ve bu paradoksların vücut bulmuş haline örnekler vermek gerekirse bu, son dönemde sadece Esad’ın Cidde’deki Arap Birliği Zirvesi’ne katılmasıyla sınırlı kalmaz. Örneğin Esad, Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ı iktidardan devirmesindense Erdoğan’ın iktidarda kalmasını tercih eder.

Cidde kentindeki Arap Zirvesi’ne katılan ve birçok Arap başkentini ziyaret etmesi için davet edilen Esad, rejiminin ekonomik ve siyasi olarak nefes almaya başladığı düşüncesinde. Ancak Türkiye seçimlerindeki muhalif aday Kılıçdaroğlu’nun mültecileri ülkelerine geri gönderme şeklindeki vaatleri karşısında şok olmuş durumda.

Esad, aralarındaki ihtilaflara rağmen, mültecileri tek seferde geri göndereceğine dair herhangi bir açıklama yapmayan Erdoğan’ı kendisine daha yakın görüyor. Zira onunla mültecilerin düzenli bir şekilde ve aşamalı olarak geri dönüşü için istişare edebileceğini düşünüyor. Lakin Kılıçdaroğlu’nun kazanması, halihazırda Arap Dünyasındaki açılımla beraber gerekli yatırım ve yeniden imar için kaynak konusunda istifade etmeyi amaçlayan Esad için ciddi bir kriz teşkil edecektir.

Mültecilerin bir anda geri dönüşü sadece Esad için değil, Suriye’nin Arap Birliği’ndeki koltuğuna geri dönmesi hususunda oldukça hamasetli olan Arap ülkeleri için de önemli bir kriz niteliğinde. Bu krizin en önemli nedeni, özellikle Suriye zor bir ekonomik durumda yaşarken, mültecilerin dönüşünü güvence altına almak için Suriye’ye çok daha fazla para pompalamak zorunda kalacak olmalarıdır.

Katar’ı Esad’ın Arap Birliği’ne geri dönüşü konusunda muhalif bir tavır takınmaya iten neden de bu olabilir. Sanki Suriyeli mülteciler meselesinden ve sonuçlarından kaçıyor ve Erdoğan’ın 28 Mayıs’taki ikinci tur seçimleri kaybetmesi ihtimaline hazırlanıyor. (Londra Merkezli El Arab Gazetesi)

‘TÜRK SEÇMENİNİN TERCİHİNDE KİMLİK FAKTÖRÜ’

Türkiye’de seçmenin tutumunu etkileyen ekonomiden yaş grubuna, eğitim seviyesinden siyasi eğilimlere kadar birçok faktör vardır. Ancak en önemli unsur, diğerlerini de gölgede bırakan ve din ile milliyetçiliğin birleşiminden oluşan kimlik faktörüdür. Türkiye mezhep ve etnik çeşitliliğiyle Maşrik Arap ülkelerine benzemektedir. Kürtler ve onların etnik sorunu, Alevilerin Sünnilerle olan mezhepsel farklılıkları siyasi eğilimlerini etkilemiş ve bu durum sandığa da yansımıştır.

Geniş bir analist ve yazar kesiminin, bu seçimlerde kötüleşen ekonomi ve yaşam koşullarının zorlaşmasına odaklanmasına ve özellikle yıkıcı bir depremden sonra hükümetin bu yıkıcı etkilere hızlı yanıt vermedeki acizliğinin çok açık olmasıyla bunun Erdoğan dönemini sona erdirecek olan bardağı taşıran son damla olacağı öngörüsüne rağmen, seçim sonuçları seçmenin eğiliminde en önemli faktörün kimlik faktörü olduğunu ortaya koydu. İktidar ve muhalefeti destekleyen bölgelerde durum olduğu gibi kaldı. Konya ve Fatih’te iktidardaki ittifaka yönelik destekte çok da bir değişiklik olmadı. Yine muhalefet açısından Diyarbakır ve Beşiktaş’ta da.

Arap asıllı bir Türk olan Antakyalı komşum, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni destekliyordu ancak depremden sonra sert bir muhalife dönüşmüştü. Kriz kötü yönetildiği için iktidara kırgındı. Ancak dini eğilimleri yüzünden Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy verdi. İşte kimlik faktörü. (Vail İsam / Kuds El Arabi Gazetesi)

‘İKİNCİ TURDA SURİYE DOSYASI ÖNEMLİ ROL OYNAYACAK’

Son günlerde seçimlerin ikinci turunda kazananın kim olacağını doğrudan etkileyecek iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan birincisi, muhalif aday Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyasının içeriğinde bazı değişikliklere gitmesi ve daha önce seçim programında yer alan ve mültecilerin iki sene içerisinde gönderileceği maddesinin aksine, mültecilerin hemen gönderileceğini açıklamasıdır.

İkincisi ise, milliyetçi bir akademisyen olan ve seçimlerde yüzde 5.7’lik bir oy alan Sinan Oğan ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki görüşmenin pek de olumlu geçmediğine dair haberlerdir. Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan, Oğan ile görüşmesinden sonra CNN’e verdiği röportajında Sinan Oğan’ın istediği gibi Suriyelilerin acilen memleketlerine gönderilmesini kabul etmeyeceğini açıkladı.

Dikkat çeken husus, gerek Suriyeli mülteciler mevzusu gerekse de Suriye’deki yönetim konusu Türkiye’deki seçimlerin ikinci turunda en önemli dosya olarak karşımıza çıkıyor. Ama tutarsız nedenlerden dolayı. İşte bu yüzdendir ki Suriye, cumhurbaşkanlığı yarışında kimin kazanacağının belirlenmesinde önemli bir rol oynayacak.

Seçimlerin ikinci turundan önce, Suriye Cumhurbaşkanı Esad’ın Suriyelilerin geri dönüşünün kolaylaştırılacağına dair bir açıklama yapması ve genel bir af çıkarılması, seçimin ikinci turunda muhalif aday Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan karşısındaki şansını daha da arttırabilir. (Rai Al Youm Gazetesi)

‘SURİYELİ ŞEYHLER VE SEÇİM FETVALARI’

Hiç şüphesiz ülkelerinden edilen veya ikamet etmek için Türkiye’yi seçen Suriyeliler, seçim hakkını kullanmadaki eşitlik karşısında şaşkına döndü. Siyasi bloklar ve ittifaklar açıklamalar yapar, farklılaşır, onaylar, reddeder, vaat eder ancak bütün bunları medya aracılığıyla ve seçim programları vasıtasıyla yapar. Sadece Adalet ve Kalkınma Partisi için değil, muhalif partiler için de aynı durum geçerli.

Kişi bazı durumları kesin olarak ancak pratikte öğrenir. Şamlı muhalif şeyhlerden biri olan ve Suriye İslam Meclisi üyesi Şeyh Ekrem Raceh, Erdoğan ve onun ittifakına destek açıklaması yaptı ve bir beyan yayınladı. Açıklamada vatandaşlık alan Suriyelilerin de Erdoğan’a oy vermelerinin vacip olduğuna yer verdi. Bu oldukça yanlış bir durumdur ve açıkça gösteriyor ki, Suriyeliler dinin siyasete alet edilmemesi gerektiğini halen öğrenememişler. Aynı tavrı takınan ve buna benzer açıklamalar yapan başka Suriyeli İslamcı gruplar da var. Dinin siyasetle ve devletle olan ilişkisi, özellikle de demokratik süreç ve seçimlerle ilişkilendirilmesi çetrefilli bir konudur. Seçimlerin İslamcı gruplar açısından ne olduğuna ilişkin devam eden bir tartışma var. Bazılarına göre, bu İslamcı çevreler kendilerini iktidara taşıyacak olan seçimleri kabul etmektedir. Sonra da gücü ve tebaayı kontrol etmeye başlar.

Türkiye seçimleri, Suriyeliler ve İslam dünyası için, demokrasinin bir defaya mahsus olmadığını, dini kurumların veya din adamlarının lehte veya aleyhte fetva vererek buna müdahale etmemesi gerektiğini göstermesi açısından önemlidir. Zira dini siyasileştirmek toplumu büyük sorunların içine atar.” (Ammar Deyyub / El Arabi El Cedid Gazetesi)

‘ERDOĞAN KAÇ OY ALIR’DAN, ‘ERDOĞAN KAZANIR MI’YA?

Görev süresi sona eren Erdoğan’ın siyasi geleceği konusunda bir çıkarımda bulunmak için çok erken. Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılan seçimlerde cumhurbaşkanlığı için elde ettiği sonuçlar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Cumhur İttifakı’yla beraber aldığı oylarla hemen hemen aynı. Bu rakamlar da özellikle de son on yılda parti içindeki bütün rakiplerini eledikten sonra yıldızı parlayan Erdoğan’ın halk desteğinin azaldığını göstermektedir.

Erdoğan’ın içerideki siyasi arenada yolu özellikle de seçimlerdeki serüveni parlamenter sistem ve başbakanlık döneminden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçene kadar pek de zorlu değildi. Aksine oldukça çok kolaydı. Zira her seçim öncesinde genel olarak şöyle bir durum hakimdi: ‘Seçimlerde asıl soru Erdoğan’ın kazanmayacağı değil, Erdoğan’ın yüzde kaç oranında oy alacağıdır.’ Ancak geçtiğimiz pazar günü durum tamamen değişti. Zira Erdoğan’a hayır diyenlerin oranı seçimleri ikinci tura bırakmayabilirdi. Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayı başka bir siyasi tavır takınıp, cinsel içerikli şantaj videoların baskısıyla çekilen Muharrem İnce’yi ve aldığı oy oranı birçok analist için sürpriz olan Sinan Oğan’ı kazanabilseydi seçim ikinci tura kalmazdı.” (Muhammed Harrub / Ürdün El Rai Gazetesi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir